Gün geldi gittik...
Toplayıp göçü yığdık bir kamyonun ardına.
Önceki hayattan arta kalan yanlarımızla birlikte koyulduk yeni hayatımızın yollarına.
Ardımda cenazeleri, ardımda düğünleri, ardımda çocukluğumu bıraktım yavaş yavaş.
Sinirlendiğimde çarpıp çıktığım kapılar ardımda kaldı.
Çarparak kapadığım kapılarla, kendimi kapattığım odaları alamadık.
Ne kadar divan, yatak varsa hepsini aldık ama, o duvarlara değen göz yaşlarımı söküp alamadım altındaki alçı parçasıyla. Yorgun akşamlarda bir demlik çaydanlıkla beni misafir eden bir balkon göründü en son ardımda.
Beyaz panjurları vardı. Yarısı açık, diğer yarısı kapalıydı sıkı sıkıya ...
Çocuksa umutlarımı bıraktım.
Elimi sıkıştırdığım kamyon gideli çok olmuştu ama, o sokaktaydı benim can acısı ile attığım çığlıklar hala.
Altından anne diye çokça seslendiğim, bir türlü sesimi duyaramadığım ağacı da bıraktık orada.
Köklerini salmıştı. Çekip alamazdık yanımıza!
Kendi köklerimizi sökmüştük çok acımasızca...
Komşu çocuklarının hepsi bir bir gitmişti başka semtlere.
Git gide yaşlanmıştı mahallenin nufüsu.
Gençliklerini, orta yaşlılıklarını ve yaşlılıklarını bildiğimiz 3 kuşak vardı o mahallede.
Gün geldi üç kuşağı birden bıraktık. Düştük yola.
Bekleyen olmak kolaymış.
Gitmenin acısı damağımızda taşıdık kendimizi tozlu yollara.
Gün geldi gittim.
İlk aşkımı, ilk süt dişimi attığım damı,
Kar yağdığında ellerimize çorapları geçirip çığlık çığlığa kendimizi bıraktığımız ayaz kış gecelerini,
Baharlarda kirli tırnaklarımızla bölüştüğümüz kirazları,
Elimizde tutuğumuz soğuk şişelerle pazarlarda ki "buz gibi soğuk sudan içennn" nidalarını bıraktım.
Bayramlarda attığımz torpilleri, çatapatın geniz yakan güzelim kokusunu,
Sek sek oynamak için tebeşirle yerlere çizdiğimiz kümelerin silinişine olan üzüntülerimi,
Bayram lükslerimizden olan lokantada paramız yetmediğinde imdadımıza yetişen lütfi amcamı bıraktım.
Sokakta oynerken susadığım da annemin, "yukarı gel" diyerek kaderime terk ettiği vakitlerde
Elinde bir maşraba suyla imdadıma gelen şerife teyzemi bıraktım.
İlk kaybedişimi.
Ölümün soğuk yüzünü 8 yaşında bir çocukken tanıdığında,
Yeşil bir örtüyle örtülü tabutun indiği merdivenlerde ağlayan kızı bıraktım.
Bayram sabahlarında bayram namazından dönüşünü beklediğimiz mahalle babalarını/abilerini bıraktım.
Bir gün geldi gittim.
Gitmenin bu kadar acı olduğunu, bir kapıyı anahtarla açarken fark ettim.
O kapının ardında yoktu çocukluğum.
Mazisiz biri gibi düşüvermiştim burcu sokağın 28 numaralı apartmanına...
Şimdi yeni şeyler yaşamak lazım!
Ki açılan kapılar anlamlı olsun...