
Her şey ALLAH'dan. İsterse "ol" der oldurur en olmayacak nesneyi en olmayacak zaman ve mekan da. O yüzden çok da büyütme işi.
-Olur mu öyle şey? Ben yazıyorum o kitapları.
Bilge;
-Duha süresini oku. Peygamber efendimize vahiy bir süre gelmez. Efendimiz korkar, üzülür ve duha suresinin ayetleri iner ilgili merciden; "Rabbin sana darılmadı, küsmedi de" yazdıran da o durduran da.
-İyi ama vahiy gelmesi ile kitap yazmak aynı şey değil ki?
-Yazı nereden gelir?
-Sahi yazı nereden gelir?
-İçinden gelir. İçine nereden gelir?
**** *****
İçinden gelir. Zihnine düşer. Sonra kaleme, sonra sayfaya düşer. Peygamberi bir sıfatla her yazıcı bir vahyi ifşa ediyor olabilir mi? Nitekim özünde düşününce ALLAH' tan kuluna lutûf edilen bir hediye değil mi?
Vahye tabi olan kalbe,
Kalbi misafir eden vücuda,
Kalpten gelenleri ifşa eden kaleme selam olsun…
Ruhuna üflenen kelâm kaleme düşerken, insanın tecrübe diye adlandırdığı yaşanmışlıklar öz'e eklemeler ve törpülemeler yapar. Yazmayan bilmez yazanın içini. Ve yazmadan okuyan anlayamaz yazanın satırlarında ki tereddüt ve kat ettiği yolların yorgunluğunu. Yazarken bir çok cihetten bakarken konuya, cümleye ve nihayetinde kelimeye, karakterinde de yeni pencereler açmış olur yazan. Yazdıkları, birçok kişinin o çetrefilli yolculuğa girmesine gerek bırakmaz niteliktedir. Ve lakin kendi hayatı o yolculuğun yorgunluğu ile devam ede bilemez sağlıkla. Yazan harf ve nihayetinde kelâm için feda etmiştir kendini…
Açılmıştır bir kere pencereler… Bakış açısı değişmiştir beyin fırtınasında.
Karşılıklı pencerelerin açılmış olması fiziksel cereyan kavramını çıkartır ya ortaya, yazar da düşünsel cereyanları sonucu peyda olan öksürüklerle yazardır.
Her yazı bir öksürüktür aslında. Kiminin ciğerlerine inmiştir hastalıktır fiziksel bâb'ta.
Düşünsel mana da ise kalbine inmiştir kelâm.
Fiziksel olarak ciğerden gelen öksürük nasıl etki ederse en tanımadığı kişinin vicdanına, düşünsel öksürük de o denli etkileyici görünür o konuyla ilgisi olmayan her okuyucuya.
Açılmıştır bir kere pencereler…
Yazan kendinden değil özünden, toprağından haber getirmektedir. Öz'lerin gürlediği yazanlar hayır söylerler her dem.
Ve lakin şer de söylemek vardır hesapta.
Kimi hapishane damlarında üşütmüştür kalbini, ve dahi ciğerden çıktık ya yola…
Diğer kişi helal rızk peşinde sürüklenirken ordan oraya üşütüvermiş yüreğini.
Nitekim doğru ile yanlış farklı kulvarlardan seda edermiş.
Nihayetinde sela ile bitermiş hepsinin ahir ömürleri…
Selâ ile bitirenlerin hoş seda'ları kalırmış dünyaya…
Bazılarının hoş se(v)dası da yok değilmiş hani.
(Yine vav gelip de dokundu yüreğime)
Bazılarının boş sedâları olmak da var dedim ya hesapta…
Bunca düşünce ile özümden ilkin haber vereyim dedim.
Ve dedim ki, hoş seda bırakanlardan olayım selâ zamanında.
İnandığımdan rabbimden, efendimden ve içeriden beri derin bir merhaba!
|